İsrail Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün, Büyükelçi Gabi Levy’nin Trabzon’da maruz kaldığı protestoya tepkisi…
İsrail’in Ankara Büyükelçisi’nin dün Trabzon’da hedef olduğu protesto gösterisi, İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın tepkisini çekti. Bakanlık sözcüsü, olanlar için “Trabzon usulü saçmalık” yorumunu yaptı.
Yedioth Ahranot gazetesinin haberine göre, bakanlık sözcüsü Yossi Levy, “Protestocular büyükelçimizin bölge halkına ileteceği mesajı engellemeyi hedefledi, ama bizi durduramadılar” dedi.
Yaşananlar için “Trabzon’a özgü saçmalık” ifadesini kullanan sözcü, bu gibi düşmanca tavırların kendilerini korkutamayacağını söyledi.
Yalnızlığın orta yerinde, kimsesizliğin ızdırabını yaşarken bir akşam, güneş batarken ufukta ve umutlarımı da alıp götürürken beraberinde, ben bakarken pencereden ağaçtaki son yaprağın akıbetine, gezinirken bir ümit bekleyişinde, cismi ses vermeyen bir ruh misali gözlerinle bana gelecek bir mavera iklimi, ellerinle sunulacak bir rahmet yağmuru bekliyorken kurumuş vahalarıma. Sen geleceksin değil mi yitik bir türküyü yeniden bestelemeye? tutacaksın değil mi soğuktan titreyen ellerimi, Bak geçiyor mevsimi bahar, bak yürek sonbahar, bütün yapraklarını rüzgara kaptırmış, yok hiçbir siperi öyle ulu orta yere koymuş özlemini, sevgisini, akıbetini sen nasılsa geleceksin ve esirgeyeceksin diye. Güneş batmış, vakit akşam, gözlerim alıyor kendini boşluktan.
Gel gayri gel de yüreğimin rengini beyaza çalsın gözlerinin siyahı.
Feride’nin atı: Uff sırtımı acıtıyorsun nerden çıkardın bu mahya asma işini? Feride: Diyanet işleri KURMAYLIĞI‘ndan çıkardım. Feridenin atı: Hayda… Feride: Oku bakalım ne yazıyor
NAMAZ KILANLAR CAMİYE GİREMEZ.
Feridenin atı: Niye içerde ordu mu var? Feride: Sence yok mu subayları namaz kılıyor diye kışladan atan paşalar namaz kılan cemaati camiden atmaz mı ? Feridenin atı: Sahi feride bu ordu mahyaların da kahyası mı oldu? Feride: Bence diyanet ordunun markası oldu . Feridenin Atı:ORDU BİZE BİR CEYLAN BORÇLUSUN yazsaydın ya!
Feride: Aaaa öyle şey olur mu biz ŞÜKRAN borçluyuz şükran borçluyuz(!)
ŞÜKRAN BORÇLUYUZ(!) iki minare arasına göbeğinden slogan çıkartan ORDUCUlara, darbe körükleyen militarist tellallara, POSTALı TAKUNYA üzerine koyarak takkeden spolet çıkaran rulocu diyanet komutuna, bold diktaya amin deme yolunu minareye çakıp, dil din, ırk gözetmeksizinle başlayan Latin hutbeleri, mahalle imamlarına postalayan EMİR BÜYÜK YERDENCİ adamlara
yine bizlere yol gözüktü. Kış kapıyı araladı. Sarı yapraklar birer birer düşüyor fotoğraftaki kareye.
Vucudumuz kimsesiz sahillerde üşemeye başlamıştır. Anlaşılan yine yol gözüktü bize. . .
Memleket düşlüyoruz işte şairin ufkuyla. .
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.
C. Sıtkı Tarancı. . .
09.10.2009 /
Rutin geçen günlerimizden geriye hiçbirşey kalmıyor. Ellerinden öpüyoruz büyüklerimizin.
Ve sanal bir kişilik yaratıyoruz kendimize. Belkide çaresizce.
Şu imtihan dünyasında, şe geçici dünyada, şu sonu olan dünyada neler yapıyoruz böyle ?
Şapkamızı takıyoruz, sigaramız elimizde, tek elimiz cebimizde öyle bir umursamazlık. Öyle bir çocukluk belkide. Veya öyle bir uzaklık. Yapılacak ne kalıyor ki geriye ?
Maviler kuşatsa da etrafımızı başımızı yerden kaldıramıyoruz. . .
”Şu dünyadaki en olgun kişi acıya gülendir, şu dünyadaki en soylu kişi insafa gelendir, şu dünyadaki en zengin kişi gönül fethedendir, şu dünyadaki en üstün kişi insanı sevendir. . .”