” 5 papel ”

Hayatı 5 papel’e satın almışız. . .

‘Denemeler’ Kategorisi için Arşiv

Biz çağın kirlettiği defolu müslümanlarız.

Yazan: admin Ekim 27, 2009

Ali Öztürk / bythber.cm

Miracın konuğu kutlu habercinin, Efendimiz’in (a.s) adını bildiğimiz ve bilmediğimiz, sayısı yalnızca Rabbimizce malum olan Peygamberlere imamlık yaparak namaz kıldırdığı kutsalımız, ilk kıblemiz affet bizi.

Biz gafletteyiz.

Biz “Mallarınız, çocuklarınız ve zarara uğramasından korktuğunuz ticaretiniz, sizi Allah yolunda cihad etmekten alıkoymasın” ayetini okuyan ama gereği gibi amel edemeyen defolu Müslümanlarız.

Günlük meşguliyetlerimiz, hayatın debdesi ve nefsimizin arzuları peşinde koşan, kalpleri Allah anılınca titremeyecek kadar katılaşmış garip müminleriz. Belki de teslim olduk diyebilecek kadar Müslüman ama Allah ve Resulü’nün sevgisini her şeyin üzerinde tutacak kadar kalbimizde iman yerleşmemiş, çağın kirlettiği Müslümanlarız.

Anam babam sana feda olsun Ey Allah’ın Resülü diyenlerin hikayelerini dinleyip gözyaşı döken ama sonra ekranlara gömülüp kendinden geçen Ahir zaman Müslümanlarıyız biz.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Denemeler | » yorum bırak;

Aşk”a” Kıyamet

Yazan: admin Ekim 1, 2009

Takvimlerden yaprak almadım,günler geçmez diye…Üzerime abanan yokluğuna engel bir şey öğrenemedim satır aralarında.Şimdi de yaşanmamış yarınların koparıyorum izlerini..ölüm;yaşadım sanıp gelir belki.

Bunadım bulamayınca.Anlama işte.

Şûh bir kadındır zaman.Kahkasını yüzüme savuran.Ümit manzaralı gözlerine çekerken bir nefes daha yaygarandan,gereklilik kiplerine hapsedilmişliktir damağımda çınlayan.

Kan aradım susayınca.Su sayınca kanabildim ancak.

Ne vakit oturayım desem keşkelerime,kendimi kalkıyor buluyorum dünlerden.

Liman gemiye demir atınca,yaşlarımdan gözler dökülür.Karınca orduları yürür ürpertimde.

Söz orucuna yatmış yanımdan parmaklarımla kundaktaki kelimelerimi gösteriyorum.Mucize.Yamalı aydınlıklarda mıhlanan “çar”em.Çarmıh yetmez tutmaya,arttır sayılarını.

Yüreğime “MALİK” Cehennemime bekçim.Hüzün.

Sen,hınçla saldır.Kale gibi durdum önümde.Ve yüzünün mahşerinde çırılçıplak damlalar.Vuslata kıyam et..

Aşk”a” Kıyamet.

Murat Saki /

Yazı kategorisi: Denemeler | » yorum bırak;

Dile Gelmeyen

Yazan: admin Haziran 23, 2009

yagmur
Anne; güzel sözlerle, ince davranışlarla, bir çiçek sürpriziyle, bir öncelik tanıma nezaketiyle, hasta ya da yorgun olduğunda ufak bir ilgiyle sevgisini göstermesini beklerken; baba, sevgisini, onu olduğu gibi kabul ederek, kızdığında onu kırmamak için öfkesini gizleyerek, kollayarak, koruyarak ve her şeyden sakınarak gösteriyordu. Birçok kez baba, annenin isteklerini üzülerek de olsa yapmıyordu. Bu, annenin iyiliği içindi. Anne duygusaldı, hisleriyle hareket ediyordu. Bazen akıbeti hayır olmayan bir şeyi, bulunduğu anın koşulları içinde mutlu olmak için istiyordu. Anı düşünüyordu, anlık düşünüyordu.
Baba, olanın yanında olacağı da hesaplamayı, ihtiyatlı davranmayı öğrenmişti. Bir çocuğa her istediğinde şeker vermek onu sevmek değildi, aksine ona zarar vermekti. Zararlı olacak şeylerden anneyi sakınmak, o istemese de sakınmak ona verilen en büyük değerdi. Böyle düşünüyordu baba…

Ama anne, bilmek istiyordu. Elle tutulur, gözle görülür yalan da olsa kelimelere dökülebilecek bir şey bekliyordu. Duymak istiyordu… Görmek istiyordu…

Anne ilk bebeğine hamileydi…
Ansızın hastaneye kaldırılıp bebeğinin düşme tehlikesinin olduğunu öğrendiğinde bulmakla kaybetmek arasında gidip gelen düşünceleri, şiddetli sancılarla kesilirken… İçinde kalan en son umudu bir kuş gibi uçtuğunda, bebeğinin düşeceğini anladığında, babanın bunu anladığını anladığında… Göz göze gelmekten kaçarlarken bir anda bakışları birbirine deydiğinde, işte o anda… İlk çocuğunu daha bulmadan kaybedeceğini anlayan, bunun üzüntüsünü yaşayamadan annenin hayatından endişe eden bir baba gördü. Ve endişenin aşkın en gizlenemez ifadesi olduğunu o zaman anladı.

Tüm sancıların bitiminde gece, karanlığını acılarıyla birlikte alıp gitmiş, gecenin şerri gündüzün hayrına dönmüştü. Bir bebeği kaybetmenin hayrı neydi, bilmiyordu ama yorgun, bitkin ve hüzünlü babaannenin her zaman dediği gibi “bunda da bir hayır vardı”.

Baba ağlama, dedi, anneye, bir de niye diye sorma. İsyana kapı açma gönlünde. Hem bir şefaatçimiz var artık, cennette bizi bekleyecek… Biliyorum, dedi anne. “Ama elimde değil ağlarsam bana kızma. Biliyorum, Allah verdi, Allah aldı… Hem yine verir değil mi…” Gözlerinde tevekküle umut gibi sarılmış bir hüzün duruyordu.

Baba kimin kimi teselli ettiğini anlayamamıştı. Belki anne, babanın gözlerinin dolduğunu zannetmişti de onun için böyle konuşmuştu. Belki gerçekten gözleri dolmuştu. Ama ağlayamadı baba. Efendimiz (sas), oğlu İbrahim’i kaybettiğinde ağlamıştı, isyan etmek değildi ağlamak. Ama baba ağlayamadı. Birinin dik durması gerekiyordu. Metanetini koruyan, kendini bırakmayan, anneye destek olacak birinin ağlamaması gerekiyordu.

O gün anne, uykusuz gecenin ardından öğleye doğru göz kapaklarına yenik düşerken ve baba onun başucunda, uyuduğuna sevinirken; büyükbaba elleri ve ayakları yeni beliren en küçük torununu bir tohum gibi toprağa bıraktı. Bahçenin uzak köşesine minik bir mezar yapmıştı. Burada uyusun istiyordu, kimse rahatsız etmesin, ayakaltında kalmasın istiyordu…

Baba, henüz küçük bir filiz halindeki bebeği hiç görmedi. Görmeye cesaret edemedi belki. Görseydi pamuk ipliğine bağlı olan sabrı, metaneti ve soğukkanlılığı bir yalandan ibaret olurdu…

Korkuyla ümit arasında geçen o uzun hastane gecesinin sonunda bir şey bulmuştu baba. Daha önce fark etmediği bir şey, anlatılamayan, dile gelmeyen, hissedilen ama ifade edilemeyen bir şey… Kendi var, adı yok bir şey…


Adige Batur…

Yazı kategorisi: Denemeler | » yorum bırak;

Şıpsevdi

Yazan: admin Haziran 20, 2009

 

Şıpsevdi sakızlarını bilir misniz? Eskiden çok vardı.şimdi çeşitleri çıktı drajelerin..bizim köyün bakkalında sadece ondan olurdu.bizim köyün bakkalında her şey vadı.:) Migros, carrefour,filan da kimmiş bizim bakkalımız  yanında.Bu arada ben hayatımda hiç migrosa ve carrefour’a gitmedim:) ne büyük eksiklik de mi:) Halis amcamız vardı bir tane.Onun da köyde bir bakkalı vardı.Tabi ki bir bakkalı olacak, köy yerinde bakkallar zinciri olacak değil ya:)Her gidişimde aldığım balonları  zevkle patlatışlarımı iyi hatırlıyorum.Kaymaklı yoğurtlar,horoz şekerleri ve gofretler.Birde şekersiz sakız vardı bakkalımızda.Unutuyordum halleyler ve çokoprens’lerimizde vardııı.Her güne bir tane:) En çok şıpsevdileri  severdim ben.İçinden küçük küçük yazılar çıkardı.Bazısı güzel, bazısı saçma:);”Aşk, sevdiğine eşlik etmektir.Aşk, onunla yemek yemektir.”v.s. çocuk aklımla ne demek isiyorlar bunlar böyle diye düşünürdüm.”İki cümleyi bir aya getirip anlamlı birşey yaptıklarını sanıyorlar” derdim.

Aşk’ı büyükler rezil ediyormuş onu da büyüyünce anladık velhasıl..”Evvelkiler aşkı aşka kattılar, dünkülerde aşkı başka tattılar.Bugün şehvetine esir olanlar, Aşkı tutup uçurumdan attılar”Allah kimseye kaldıramayacağı aşk ızdırabı vermesin ama, bence aşk  tabiki çok yüce bir olgu, ve adı dünyevi sevgilerle anılmayı hak etmeyecek kadar anlaşılmaz..günümüzde dünyevi sevgilerle aşkın adı yeterince küçültülmüş.bir gün onu bende kendi ellerimle küçültmek istemem bunları söylerken..

 

Yani kusura bakmayın ama sayın Şıpsevdi a.ş. malikleri ben sözlerimi dostluğa uyarlayıp, bunun üzerine bir şeyler söylemek istiyorum.Sizin aşkı tanımladığınız binlerce sözcüğün üzerine:

……..

“Aşk, istanbulda mehteran dinlerken, dostunu arayıp ona da dinletmektir…”

“Aşk,  onsuz sevinçlerini eksik görmektir.”

Aşk,  neye sevinirse dostunu da hatırlamaktır.”

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Denemeler | 2 Yorum »

Asrevya!.. 15

Yazan: admin Aralık 22, 2008

 

Aklımın son ziyanlarındayım. Sen kadar yalan bir masala inandım…

Dişlerimin arasına sızan bir gerçek, gölge oluyor can kuşuma. Yıllanmış kafeslerdeki yorulmuşluğuma yanıyor. Gitmek için beni bekliyor kendince. Yandığım ateşler sönmez. Var git yoluna!

 Kaç gün birikir bu boşluğa? Ki ellerim soğuk, üşüdüm.

Yüzümdeki aynaları kırdım.

Gözlerimde görünmez ömrüme sıkışmış olanlar.

 Soğuktu… Üşüdüm.        

Şehirden bir fırtına giydim ruhuma. Ona-buna çattım ilkin. Elinden tutarken tüm yaşamaların öyle uzak, öyle soğuktu yüzüm. Kırdıkça kırılganlaşmıştım. Üstüme basa basa geçerken günler yazdım ilkbaharın ardında. Hemen sonbaharlaşabilecek bir kuvvette. Sonbahar olmak direnmeyi gerektirir. Bilinir, sararmış bir yaprağın ömrü gücü kadardır. Bir gün mutlaka dalından kopup gitmeyi göze alacaktır. Ve bir yaz eteklerinde hep sonbaharı taşır.

  Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Denemeler | » yorum bırak;

Eh be İstanbul!..

Yazan: admin Eylül 2, 2008

 

Fatih Express’i ile kaldığı yerden…

Kaç zaman olmuştu mirim sesini dinlemeyeli?

Sesin dururken, sitayişini işitme yordu ziyadesiyle kulağımı, arif diyorum çoktandır sensiz/sessiz geçen/geçinen yürecime… Hakkın mı bre! Hakkım değil elbet, lakin dinle bir… Ufaktan ray tıngırtısı, ortadan ihya olmuş kapı gıcırtısı, büyükten “yazıyor!” deyi bağıran gazete çırağı…

Kompartımansız trenler kalmadıysa da, birinci sınıf âlâ bir vagonda yol alacağım aziz yurduna… Kurulmuşken tek kişilik koltuğuma, iki önümde bebeği hıçkıran teyzenin utangaçlığı keyif oluyor vallahi, üç kuruşluk kahveye üç lira verirken dudaklarımda tebessüm… Kaçırırım korkusu ile kaçıklara mahsus bir erken binmişlik; akşam köyde, sabah şehirde soluklanacak yenilenmiş ekspresse. Nihayet bir düdük, saadetin bu kadarı yeter mi dersin? İnsem, bir ıslıkla üfürsem adının geçtiği şarkıları… yok yok şarkılar nakaratsız hiç bırakılır mı?..

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Denemeler | » yorum bırak;

”İstanbul…”Rüyalarımda gerçek,hayatımda efsane

Yazan: admin Eylül 2, 2008

-26.07.2007-

İstanbul…

  Benim efsane şehrim…

  Fehedilecek diye asırlar öncesinden  Habib’in müjdelediği şehir:

   “Istanbul mutlak fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutandır. onu fetheden asker ne güzel askerdir. “  müjdesine nail  komutan benim oğlum olsun ,verilen kutlu müjdeyi  o  tahakkuk ettirsin diye dua eden alimler, belki ben fethederim diye yola çıkmış ama fetih nasip olmamış sahabe efendilerimiz…Daha kimler, kimler, İstanbul için,o kutlu müjde için Allah rızasına dayalı bi istekle böyle çaba sarfetmişler maddi, manevi…
  Küçükken benim için ulaşılmaz bir yerdi İstanbul….Herkes bahsederdi İstanbul’a gittim şöyle böyle v.s. niye herkesin illede istanbu’la bi alakası var, herkes niye oraya gidiyor diye düşünürdüm…Meğer milletin işi gücü varmış İstanbul sanayisi zengin bir şehirmiş, iş imkanı varmış o yüzdenmiş bu talepler.Herkes anlayamamış o şehri..Güzel bi şehir diye izlemekten öteye geçememişler.Dünya derdi onlarıda soyutlamış istanbul’un bazı güzelliklerinden..(Benim onlardan duyduğum buydu …)

    Sonra gün geldi benim rüyam oldu  İstanbul…

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Denemeler | » yorum bırak;