” 5 papel ”

Hayatı 5 papel’e satın almışız. . .

Dile Gelmeyen

Yazan: admin Haziran 23, 2009

yagmur
Anne; güzel sözlerle, ince davranışlarla, bir çiçek sürpriziyle, bir öncelik tanıma nezaketiyle, hasta ya da yorgun olduğunda ufak bir ilgiyle sevgisini göstermesini beklerken; baba, sevgisini, onu olduğu gibi kabul ederek, kızdığında onu kırmamak için öfkesini gizleyerek, kollayarak, koruyarak ve her şeyden sakınarak gösteriyordu. Birçok kez baba, annenin isteklerini üzülerek de olsa yapmıyordu. Bu, annenin iyiliği içindi. Anne duygusaldı, hisleriyle hareket ediyordu. Bazen akıbeti hayır olmayan bir şeyi, bulunduğu anın koşulları içinde mutlu olmak için istiyordu. Anı düşünüyordu, anlık düşünüyordu.
Baba, olanın yanında olacağı da hesaplamayı, ihtiyatlı davranmayı öğrenmişti. Bir çocuğa her istediğinde şeker vermek onu sevmek değildi, aksine ona zarar vermekti. Zararlı olacak şeylerden anneyi sakınmak, o istemese de sakınmak ona verilen en büyük değerdi. Böyle düşünüyordu baba…

Ama anne, bilmek istiyordu. Elle tutulur, gözle görülür yalan da olsa kelimelere dökülebilecek bir şey bekliyordu. Duymak istiyordu… Görmek istiyordu…

Anne ilk bebeğine hamileydi…
Ansızın hastaneye kaldırılıp bebeğinin düşme tehlikesinin olduğunu öğrendiğinde bulmakla kaybetmek arasında gidip gelen düşünceleri, şiddetli sancılarla kesilirken… İçinde kalan en son umudu bir kuş gibi uçtuğunda, bebeğinin düşeceğini anladığında, babanın bunu anladığını anladığında… Göz göze gelmekten kaçarlarken bir anda bakışları birbirine deydiğinde, işte o anda… İlk çocuğunu daha bulmadan kaybedeceğini anlayan, bunun üzüntüsünü yaşayamadan annenin hayatından endişe eden bir baba gördü. Ve endişenin aşkın en gizlenemez ifadesi olduğunu o zaman anladı.

Tüm sancıların bitiminde gece, karanlığını acılarıyla birlikte alıp gitmiş, gecenin şerri gündüzün hayrına dönmüştü. Bir bebeği kaybetmenin hayrı neydi, bilmiyordu ama yorgun, bitkin ve hüzünlü babaannenin her zaman dediği gibi “bunda da bir hayır vardı”.

Baba ağlama, dedi, anneye, bir de niye diye sorma. İsyana kapı açma gönlünde. Hem bir şefaatçimiz var artık, cennette bizi bekleyecek… Biliyorum, dedi anne. “Ama elimde değil ağlarsam bana kızma. Biliyorum, Allah verdi, Allah aldı… Hem yine verir değil mi…” Gözlerinde tevekküle umut gibi sarılmış bir hüzün duruyordu.

Baba kimin kimi teselli ettiğini anlayamamıştı. Belki anne, babanın gözlerinin dolduğunu zannetmişti de onun için böyle konuşmuştu. Belki gerçekten gözleri dolmuştu. Ama ağlayamadı baba. Efendimiz (sas), oğlu İbrahim’i kaybettiğinde ağlamıştı, isyan etmek değildi ağlamak. Ama baba ağlayamadı. Birinin dik durması gerekiyordu. Metanetini koruyan, kendini bırakmayan, anneye destek olacak birinin ağlamaması gerekiyordu.

O gün anne, uykusuz gecenin ardından öğleye doğru göz kapaklarına yenik düşerken ve baba onun başucunda, uyuduğuna sevinirken; büyükbaba elleri ve ayakları yeni beliren en küçük torununu bir tohum gibi toprağa bıraktı. Bahçenin uzak köşesine minik bir mezar yapmıştı. Burada uyusun istiyordu, kimse rahatsız etmesin, ayakaltında kalmasın istiyordu…

Baba, henüz küçük bir filiz halindeki bebeği hiç görmedi. Görmeye cesaret edemedi belki. Görseydi pamuk ipliğine bağlı olan sabrı, metaneti ve soğukkanlılığı bir yalandan ibaret olurdu…

Korkuyla ümit arasında geçen o uzun hastane gecesinin sonunda bir şey bulmuştu baba. Daha önce fark etmediği bir şey, anlatılamayan, dile gelmeyen, hissedilen ama ifade edilemeyen bir şey… Kendi var, adı yok bir şey…


Adige Batur…

Yazı kategorisi: Denemeler | Leave a Comment »

Şıpsevdi

Yazan: admin Haziran 20, 2009

 

Şıpsevdi sakızlarını bilir misniz? Eskiden çok vardı.şimdi çeşitleri çıktı drajelerin..bizim köyün bakkalında sadece ondan olurdu.bizim köyün bakkalında her şey vadı.:) Migros, carrefour,filan da kimmiş bizim bakkalımız  yanında.Bu arada ben hayatımda hiç migrosa ve carrefour’a gitmedim:) ne büyük eksiklik de mi:) Halis amcamız vardı bir tane.Onun da köyde bir bakkalı vardı.Tabi ki bir bakkalı olacak, köy yerinde bakkallar zinciri olacak değil ya:)Her gidişimde aldığım balonları  zevkle patlatışlarımı iyi hatırlıyorum.Kaymaklı yoğurtlar,horoz şekerleri ve gofretler.Birde şekersiz sakız vardı bakkalımızda.Unutuyordum halleyler ve çokoprens’lerimizde vardııı.Her güne bir tane:) En çok şıpsevdileri  severdim ben.İçinden küçük küçük yazılar çıkardı.Bazısı güzel, bazısı saçma:);”Aşk, sevdiğine eşlik etmektir.Aşk, onunla yemek yemektir.”v.s. çocuk aklımla ne demek isiyorlar bunlar böyle diye düşünürdüm.”İki cümleyi bir aya getirip anlamlı birşey yaptıklarını sanıyorlar” derdim.

Aşk’ı büyükler rezil ediyormuş onu da büyüyünce anladık velhasıl..”Evvelkiler aşkı aşka kattılar, dünkülerde aşkı başka tattılar.Bugün şehvetine esir olanlar, Aşkı tutup uçurumdan attılar”Allah kimseye kaldıramayacağı aşk ızdırabı vermesin ama, bence aşk  tabiki çok yüce bir olgu, ve adı dünyevi sevgilerle anılmayı hak etmeyecek kadar anlaşılmaz..günümüzde dünyevi sevgilerle aşkın adı yeterince küçültülmüş.bir gün onu bende kendi ellerimle küçültmek istemem bunları söylerken..

 

Yani kusura bakmayın ama sayın Şıpsevdi a.ş. malikleri ben sözlerimi dostluğa uyarlayıp, bunun üzerine bir şeyler söylemek istiyorum.Sizin aşkı tanımladığınız binlerce sözcüğün üzerine:

……..

“Aşk, istanbulda mehteran dinlerken, dostunu arayıp ona da dinletmektir…”

“Aşk,  onsuz sevinçlerini eksik görmektir.”

Aşk,  neye sevinirse dostunu da hatırlamaktır.”

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Denemeler | Leave a Comment »

Julio İglesias / Sessiz Cuma

Yazan: admin Haziran 19, 2009

Yazı kategorisi: Dinlemek Lazım | Leave a Comment »

Ayşe soyundu, Mustafa namazda

Yazan: admin Haziran 19, 2009

Malum Ayşe Arman bir magazin dergisine oldukça cesur pozlar verdi.

40′ına gelmeden soyunmak istemiş.

İstediğini de yapmış.

Anadan üryan olmasa da vücudunun hatrı sayılır bir kısmını görebildik.

Ayşe Arman’ın çalıştığı gazetenin Genel Yayın Yönetmeni’de Ayşe’nin bu hareketini gıptayla izlemiş. Çokı beğenmiş, takdir etmiş.

Sadece o da değil üstelik, malum medya da bir çok isim Ayşe Arman’ın bu hareketine methiyeler düzdü.

Ayşe soyundu, başkalarının çenesi yoruldu.

Öte yandan Star Gazetesi Genel Yayın yönetmeni Mustafa Karaalioğlu Bahçelievler’de mütavazı bir camide Cuma namazını eda etti. Cuma çıkışında camiye nakdi yardımda bulundu (ne kadar attığını görmedim)

Cami avlusunda önce İbrahim Kiras’ı gördüm, gözlerim başka aşina isimleri aradı. Hop Mustafa Karaalioğlu orada.

Ağzı çorba kokanlarla, ayak kokulularla, bidon kafalılarla, göbeğini kaşıyan kıllı adamlarla birlikte caminin merdivenlerini iniyor.

Son model, sarı basın kartlı arabasının arka koltuğuna biniyor.

Medyada birileri nevzuhur bir gazetecinin verdiği seksi pozlara methiyeler düzedursun diğer taraf Bahçelievler’de bir camide namaza gidiyor.

Şimdi bunu siyasete uyarlayın

Ak Parti’nin neden bunca şaibeye rağmen hala bu ülkeyi yönettiğini anlayabilirsiniz belki.

İçinden çıktığı halde ahalliyi geri kafalı, ham yobaz olarak görmek değil, onlarla aynı dili konuşmak.

Kasımpaşalı Tayyip, Kayserili Abdullah

Yani mesele bu

Görünmeyen belki çok başkadır
Ama
Görünen bu

Yazı kategorisi: Şemsipaşapasajısakini | Etiketler: , | Leave a Comment »

Asrevya!.. 15

Yazan: admin Aralık 22, 2008

 

Aklımın son ziyanlarındayım. Sen kadar yalan bir masala inandım…

Dişlerimin arasına sızan bir gerçek, gölge oluyor can kuşuma. Yıllanmış kafeslerdeki yorulmuşluğuma yanıyor. Gitmek için beni bekliyor kendince. Yandığım ateşler sönmez. Var git yoluna!

 Kaç gün birikir bu boşluğa? Ki ellerim soğuk, üşüdüm.

Yüzümdeki aynaları kırdım.

Gözlerimde görünmez ömrüme sıkışmış olanlar.

 Soğuktu… Üşüdüm.        

Şehirden bir fırtına giydim ruhuma. Ona-buna çattım ilkin. Elinden tutarken tüm yaşamaların öyle uzak, öyle soğuktu yüzüm. Kırdıkça kırılganlaşmıştım. Üstüme basa basa geçerken günler yazdım ilkbaharın ardında. Hemen sonbaharlaşabilecek bir kuvvette. Sonbahar olmak direnmeyi gerektirir. Bilinir, sararmış bir yaprağın ömrü gücü kadardır. Bir gün mutlaka dalından kopup gitmeyi göze alacaktır. Ve bir yaz eteklerinde hep sonbaharı taşır.

  Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Denemeler | Leave a Comment »

İddaa

Yazan: admin Aralık 16, 2008

Bilmem siz hiç iddaa’ya girdinizmi ?

Ülkemizin yasal bahis oyunlarından iddaa’dan bahsediyorum.

Binlerce insanımızın saatlerini ve milyon ytl’lerini ayırdığı bir bahis oyunu.

Muhakkak dikkatinizi çekmiştir insanımızın bu ilgisi.

Önce bayilerinin sayısı arttı. Ve tabiki müşterilerinin sayısı günden güne arttı.

1 ytl’ye umut satın alanların oyunu.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Günlük | Leave a Comment »

Rutin

Yazan: admin Aralık 13, 2008

sonbhr2

Usul usul yağmur yağıyor şehrimize.

Rutin geçen günlerimizden geriye hiçbirşey kalmıyor. Ellerinden öpüyoruz büyüklerimizin.

 Ve sanal bir kişilik yaratıyoruz kendimize. Belkide çaresizce.

 Şu imtihan dünyasında, şe geçici dünyada, şu sonu olan dünyada neler yapıyoruz böyle ?

 Şapkamızı takıyoruz, sigaramız elimizde, tek elimiz cebimizde öyle bir umursamazlık. Öyle bir çocukluk belkide. Veya öyle bir uzaklık.  Yapılacak ne kalıyor ki geriye ?  

 Maviler kuşatsa da etrafımızı başımızı yerden kaldıramıyoruz.  . .

M.Efe / 5 papel

Yazı kategorisi: Günlük | Leave a Comment »

Hayat Bayram Olsa. . .

Yazan: admin Aralık 7, 2008

Ne güzel bir şarkı.

Bütün dünya buna inansa, bir inansa. İnsanlar el ele tutuşsa, birlik olsa uzansak sonsuza. . .

Ama olmuyor tabiki. İnsanların ve insanlığın durumu ortada.

Arefe gününden görebiliyoruz bayramı.

Yine de tebessüm etmek gerekiyor.

Yine de gönülleri hoş tutmak gerekiyor.

Büyüklerimizin ellerinden, küçüklerimizin yanaklarından öpüyorum.

”Şu dünyadaki en olgun kişi acıya gülendir, şu dünyadaki en soylu kişi insafa gelendir, şu dünyadaki en zengin kişi gönül fethedendir, şu dünyadaki en üstün kişi insanı sevendir. . .”

Ve bütün dünya buna inansa. . Bir inansa. . .

Hayat bayram olsa. . .

Yazı kategorisi: Günlük | 1 Yorum »

Muro Filmi

Yazan: admin Aralık 6, 2008

Malumunuz filim sinemalarda dönmeye başladı.

Arkadaş çevremize uyarak, izin günümüze de denk gelmesiyle nedeniyle kendimizi salonda bulduk.

Filmin fragmanları dışında hiçbirşey yok.

Hatta fragmanlar neredeyse filmde yok.

Film arası oluyor elde hiçbir şey yok. Film sonunda ise yine hiçbir şey yok elde.

Toplasanız üç defa gülmemişsinizdir. Geneli bel altı esprilerden oluşuyor.

Ki bu gülme sayısını ben korku filmlerinde de yakalayabiliyorum : )

Yani şahsım için tam bir hayal kırıklığı olan film. Gülmeyi umuyordum.

Olmadı.

Giden 10 ytl’ye mi üzüleyim, zamana mı üzüleyim bilemiyorum.

Bu yazımı okuyan ve görüşümü soran herkese ise koca bir ”gitmeyin” diyorum.

Tabiki tercih sizlerin efendim.

M.Efe Yazıcılar / 5papel

Yazı kategorisi: Günlük | Leave a Comment »

Jülio İglesias

Yazan: admin Aralık 3, 2008

Yazı kategorisi: Uncategorized | 1 Yorum »

Hulyoo

Yazan: admin Kasım 26, 2008

alpacino

Münzevi bir duruş ile güne başlamışızdır.

Hayat her zamanki rutinliğiyle devam etmektedir.

Sayılar ve onun rakamları işaret etmektedir doğanın muazzam ihtişamına.

Gazeteye sarılmış bira şişesi eşlik eder düşüncelere.

Otobüste kendisine yer verilen bir bayanın dinlediği müzik kulaklara aşina olur.

Elektrik faturasını yatırmak için bekleyen kalabalıktan duyulur hayat serzenişleri.

Bir eşkiyadadır pompalı tüfek.

Anlamsızlaşıyor mu hayat yoksa ?

Conwerse marka ayakkabılar kadar ne zaman umursamaz olacağız ?

Antuan, Hulyo, Morales. . .

Neredeler ?

Namussuz bir puro mu içmeli yoksa sade bir sigara mı ?

Buğulu cam, ürkek ceylan ve kaçmak. . .

Zamansız binilen trenden mi kaynaklanıyor bunca buhran.

Metro istasyonlarındaki amatör sanatçılar neden bu kadar duygusal ?

Küçük çocukların tartıları neyi tartıyor sizce ?

Ah hulyoooo.

Al pacino oluyorum, Jülio İglesias dinliyorum.

Oslo sokaklarında bisiklete biniyorum. Ecevit şapkasını takmayı unutmuyorum.

Hayatı da takmıyorum.

Esrarengiz bayanların yemek tariflerinden yola çıkıyorum.

Mutlu çiftleri izliyorum, aşık oluyorum.

Oslo sokaklarında bisiklete biniyorum.

Namussuz bir Küba Purosu satın alıyorum.

Ve sayısız ziyaret.

İki ağaç.

Altı  çocuk.

Bilinmeyen bir yer. Çözülemeyen denklem.

Yazı kategorisi: Uncategorized | 1 Yorum »

Ben her şeyi istiyorum Rıza…

Yazan: admin Eylül 4, 2008

 

 

            Soğuk bir kış günüydü… Yollar çamurdu… Aşık olmuş gibi titriyorduk… Kar yağmıyordu ama biz yağdığını farzediyorduk… Karanlık çökmüştü… Gecenin efkarı soğuktan güçsüz çıkmıştı… Bizim Karadağlı Rıza ile hayattan konuşuyorduk… Bu saate kadar gelmediyse daha gelmez dedi Rıza… Haklısın, ama dedim… Dedim ve durdum… Gözüm bize doğru gelen taksiye ilişti… O saatte otobüs olmadığını ikimizde biliyorduk ama para olmayınca akbildeki 2 liraya umut bağlamıştık… İçimden sonunda ölüm yok ya dedim… Elimi salladım ve yanaştı taksi bize doğru… Ayağımı attığım anda rahatlık batmıştı… Senin neyine taksi dedim kendi kendime… Ama iş işten geçmişti… Rızanın yüzündeki gülümsemeyi görünce dayanamadım… Artık taksideydik… Nereye abi dedi taksici… Ben söylemeden Rıza atladı: Kadırga… Ben ise hala taksiden ineceğimiz zamanı düşünüyordum… Rıza yarım kalan sohbetimizi devam ettirmek istiyordu muhtemelen… Arkadan seslendi…

-         Sahi Murat abi yengeyle aranız nasıl, barıştınız mı?

-         Nasıl olsun be Rıza… Para olmayınca aşk yalan… Paran yoksa sevmeyeceksin…

-         Haklısın abi… Ama sende de suç var… Bir işte dikiş tutturamadın… Çalışkan adamsın aslında ama her girdiğin işte bir sorun çıkıyor… En son işinde de patronla kavga etmiştin değil mi?

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Zoraki Yazılar | Leave a Comment »

Eduardo Pisuvardo

Yazan: admin Eylül 2, 2008

 

Ne bahtım yeşerir, ne halden anlayan bulunur, ahh aklımdan ölüm geçer. . .

Rutin bir günün akşamında bindiğiniz taksici ”hakiki deli” çıkarsa ne yaparsınız ?

Taksiden inmeyi düşünürsünüz ? Yoksa camdan atlamayı mı ? Veya bu ”hakiki deli” taksiciyle kalmayı tercih etmek. . .

Zoraki taksiciyle kalmayı tercih ediyorum. . .

Gri takım elibiseli, seyrek bıyıklı, kaliteli bir saat taşıyan, rüzgar ile delice savrulan saçları ve mavi gözleri. . .

İsmini soruyorum ;

-Eduardo

Soy ismini soruyorum biraz tebessüm, biraz tedirginlik ;

- Pisuvardo

Ve taksi gitmek isteğiniz istikametin tam tersine yönelmiş. . .

Kısmen çaresizsiniz. Eduardo ile konuşmak zorundasınız.

- Hiç aşık oldun mu ?

Eduardo : Yorum yok ( kızgın bir sesle )

- Peki sevdiğin biri var mı ?

Eduardo :  ( biraz kısık bir sesle ) Maalesef !

- Peki müsait bir yerde inebilir miyim ? ( Otoyolda söylüyorum )

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Zoraki Yazılar | 1 Yorum »

Paradoks

Yazan: admin Eylül 2, 2008

Neredesin bilmiyorum!

Tarih ikibinfalanfilan

Duvarlara asılan, fotokopiyle çoğaltılmış kayıp aranıyor ilanları kadar net olabilir misin? Bu konuda da bir fikrim yok.

Anlatacaklarım var.

Anlatmak istediklerim yani.

Nefesini hissettiğim şehirler yani… Golyadkin’den de bahsetmek isterdim.

Ama onların yerine mevduat hesapları, kredi tabloları, ekstreler, vadeler, tahvil bonoları, diplomalar, balolar, eşsiz davetiyeler, devlet resmiyeti…

Delirmemize neden olacak, sebebimiz olacak, yüzümüzü siyahlaştıran onlarca şey çıkıyor dudaklarım arasından.

Biliyorum… Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Şemsipaşapasajısakini | 1 Yorum »

Eh be İstanbul!..

Yazan: admin Eylül 2, 2008

 

Fatih Express’i ile kaldığı yerden…

Kaç zaman olmuştu mirim sesini dinlemeyeli?

Sesin dururken, sitayişini işitme yordu ziyadesiyle kulağımı, arif diyorum çoktandır sensiz/sessiz geçen/geçinen yürecime… Hakkın mı bre! Hakkım değil elbet, lakin dinle bir… Ufaktan ray tıngırtısı, ortadan ihya olmuş kapı gıcırtısı, büyükten “yazıyor!” deyi bağıran gazete çırağı…

Kompartımansız trenler kalmadıysa da, birinci sınıf âlâ bir vagonda yol alacağım aziz yurduna… Kurulmuşken tek kişilik koltuğuma, iki önümde bebeği hıçkıran teyzenin utangaçlığı keyif oluyor vallahi, üç kuruşluk kahveye üç lira verirken dudaklarımda tebessüm… Kaçırırım korkusu ile kaçıklara mahsus bir erken binmişlik; akşam köyde, sabah şehirde soluklanacak yenilenmiş ekspresse. Nihayet bir düdük, saadetin bu kadarı yeter mi dersin? İnsem, bir ıslıkla üfürsem adının geçtiği şarkıları… yok yok şarkılar nakaratsız hiç bırakılır mı?..

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Denemeler | Leave a Comment »